TEZHİP

Programın amacı, tezhip sanatı motiflerini çizebilen, kompozisyon oluşturan, kâğıt ve 
altın hazırlayabilen fırçası kuvvetli sanatçılar yetiştirmektedir.

Geleneksel süsleme sanatlarımızın çok yaygın bir kolu olan tezhip, Arapça’da “altınlama” anlamında “zeheb” kelimesinden gelen bir süsleme tekniğidir.

Erken örneklerini yazma kitap sanatındaki Kur’an, dua daha sonra bilim ve edebî kitaplarda görmek mümkündür. Türk tezhip sanatçısının yüzyıllar içerisinde farklı üslûplarda geliştirdiği en mükemmel tezhipleri dinî kitaplar için yaptığı kuşkusuz bilinen bir gerçektir. Çalışmalarını ve gelişmelerini devlet himayesinde saraya bağlı nakkaşhanelerde sürdüren bu sanatkârlar “müzehhip” adı altında anılırlar.

12. ve 13. yüzyıllarda yapılan tezhiplerdeki tasarımlar Rumi motifi ağırlıklı asimetrik düzendedir. Kısmen Hatayi motifinin de yer aldığı kompozisyonlar çok sade bir biçim ihtiva eder. Bu yüzyılın sevilen başka bir motif türü ise kenar pervazlarda kullanılan “zencerek”tir. XIII. yüzyılda kitap sanatına artan yoğun ilgi Konya tezhibinin gelişmesini sağlamıştır. XIV. yüzyılda kitap sanatının koruyuculuğunu Karamanoğulları ve Germiyan beyleri yapmışlardır.

Türk müzehhipleri XV. yy. başlarında etkinliklerini Osmanlı sultanlarının koruyuculuğunda Bursa’da sürdürür. Yapılan tasarımlarda fevkalade incelmiş Rumi ve Hatayi motifleri çok zengin bir biçimde izlenir. Kompozisyonun gelişme gösterdiği bu yüzyılda Doğu okullarının etkileri (Bağdat, Tebriz, Herat) hissedilir. 

XV. yy. ortalarından sonra Fatih Sultan Mehmet himayesinde kurulan saray nakkaşhanesi Osmanlı sarayına özgü Türk tezhip üslûbunu oluşturmaya başlamıştır. Özellikle bilim ve sanatla ilgili kitapların tezhiplerinin yapıldığı yeni sayfa düzenleri izlenir. Bu dönemin saray “nakkaşbaşı”sı Özbek asıllı Türk olan Baba Nakkaş’tır.

15. yy. sonu ile 16. yy. başına rastlayan Bayezid döneminde sayfa tezhipleri çok zengin süslemelidir. Zeminde lacivertin egemenliği altın ile dengelenmiş işçilik

aşırı derecede incelmiştir. Bu devirde ağırlığı Kur’an-ı Kerim tezhipleri çeker.

Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatının ilk yıllarından itibaren bütün süsleme üslûplarındaki yenilikler dikkati çeker. Bu devre içinde Saz üslûbunun tasarımcısı Şahkulu, saray başnakkaşıdır. Onun öğrencisi olan Karamemi, Osmanlı süsleme sanatının gelmiş geçmiş en önemli sanatçılarından biri olarak dikkati çeker.

Şahkulu ve Karamemi’nin meydana getirdiği üslûplar ve yetiştirdiği öğrencilerle Osmanlı tezhip sanatı 16. yy. ortalarında doruk noktasına ulaşır. Türk tezhibinin en müstesna örneklerinden biri de Karahisari Kur’an’ındaki desenlerdir. Üslûp, teknik ve çeşitlilik açısından Osmanlı süsleme sanatının bir repertuvarı sayılan bu Kur’an’daki tezhipler akıl almaz bir incelikle Karamemi nakkaşhanesinin mahsulüdür.

XVII. yy. boyunca Türk tezhibinin ustaca olanları genellikle dua kitaplarında yer alır. Tasarım ve düzenleme XVII. yy. ortalarına kadar kısmen geleneği korumuştur.

Bu yüzyıl sonunda Türk tezhibinin giderek inceliğini yitirdiğini ve klasik motiflerin özelliğini yavaş yavaş kaybettiğini izleriz. Batı sanat etkisinin kuvvetle hissedildiği 18. yy. da klasik süslemeyle Barok, Rokoko motiflerinin bir arada kullanıldığı tarz dikkat çeker.

18. yy. sonuna doğru tezhipte Türk rokokosu adı verilen bir bezeme üslûbu yaygınlaşır. Özellikle naturalist çiçek buketlerinden oluşan bu teknik (Şükûfe) kendini 19. yy. sonuna kadar devam ettirmiştir.

19. yy. sonuna doğru klasik motiflerin yeniden ele alınmasına çalışılmış ve Türk tezhibinde Neo-klasik üslûp ortaya çıkmışsa da Osmanlı bezeme sanatının en zayıf üslûbu olarak kabûl edilir.

Yaşadığımız yüzyılda levha tarzında gelişimini sürdüren Türk tezhibi günümüz koşullarına uyan bir sanat ihtiyacına cevap verir.

 

 

 

Sosyal Ağ